14 Şubat 2015 Cumartesi

Var mısınız ulan bir maça daha !?

Topa dilediğin özgürlükte vuramadığın sürece istediğin yönü ve şiddeti sağlayamazsın, mesafeler gerekir iyi gerilebilmek için. Her şeye rağmen biz, topa dilediğimiz özgürlükte vurabilme işini o dapdar her iki yanı arabalarla dolu mahalle aralarında yahut kurban bayramında kesim yapılan ve kanların, kemiklerin gömüldüğü arsalarda pek güzel yerine getiriyorduk. Biz top oynamayı böyle öğrendik. 

Musa ağbinin arabasına topu vurmamaya çalışarak konsantre olduğumuz frikiklerle gelişti ayaklarımız.

 Belki büyük topçu olamadık; bir iki mahalle takımı, amatörde deneme antrenmanlarımız oldu elbet ya da okul takımları. Çamurda, asfaltta, toprakta öğrendik biz top oynamayı. Sonra sonra peydahlandı halılardan sahalar. Rakip takımın "bak bu çocuk Bursaspor altyapısında oynuyor haa" diyerek gözümüzü korkutmaya çalıştığı çocuklardan kayarak top çalma çabalarına giriştik. Asfaltın bıraktığı yaralara yakından aşina olan dizlerimiz, o zımpara gibi halı saha zeminlerine de çok geçmeden alıştı, yadırgamadan.

 İlkokulda sevdiğin kıza koşmak modaydı atılan gollerden sonra, ben defans oynardım yine o küçük yaşımda, gol atmak gibi bir şansım pek doğmazdı. Bırakıp gidemezdim bizim sahayı, güvenip de bizim alayı forvet oynayan hergelelere. Heveslenmezdim de. Bundan ötürü koşamazdık bir türlü tenefüslerde açma-gazoz ısmarladığımız, defterinin arasına notlar sıkıştırdığımız kızlara doğru "beden eğilimi" derslerinde.

 "Oğlum , Ronaldinho o hareketi yapmak için dizindeki kemiği aldırmıııış !" geyiklerine hep kanardık ağzımız açık dinlerdik. Ama aksini ispatlamak için de devamlı denerdik televizyondan izlediğimiz Ronaldinho, Zidane hareketlerini. Bileklerimizi az mı burkup da fırçalar yedik evde anne babadan.

 Otobüste minibüste yaşlı bir teyzeye yer vermenin kahramanlık sayıldığı günümüzde değil de; arabanın altına kaçan topu sürüne sürüne girip almanın çok doğal olduğu zamanlarda yetiştik. Şimdilerde moda olan yalancı dürüstlüklerle değil de; kalenin boyunun kalecinin boyuna göre ayarlandığı, hayali kale direği niyetine koyduğumuz taşın üzerinden geçince top, gol sayılmayıp aut sayıldığı, tip-top sonucu adaletsiz takımlar kurulduğunda yeni baştan aldım-verdim yapıldığı zamanların dürüstlüğünde yetiştik.

 Şimdiki gibi sosyal medya hesaplarımız, bağlantılarımız , leptop meptoplarımız yoktu. Mahallenin en zengini olan Aydın'ın evinde atarisi vardı sadece, zaten o da çok geçmeden öte mahalleye taşındı. Biz iletişim işini mahalleyi baştan aşağı ayağa kaldıran ıslıklarımızla çözmüştük.

 Topun peşinden koştururduk öğlen sıcağından akşam ezanına kadar. Öğlen sıcağına kadar da taso oynardık, o başka zevkimizdi. Ya da futbolcu kartlarını taşa koyardık yüzüstü, avucumuzla vurup çevirmeye uğraşırdık. Bir kaç piç gizlice avuçlarını tükrükle ıslatır veya ovuşturarak terletirdi. Sezdiğimiz an aramızda barındırmazdık ama yine de adam eksik olur; akşam ezanından önceki son maçta takıma alır oynatırdık.

 Öyle teknik bilgi, ofsayt, ara pas, varyasyon, kanat organizasyonu terimleri falan zaten hafızamızda yoktu. Kim bilir becerdiğimiz ama adından haberdar bile olmadığımız ne hücum varyasyonları yapardık. 

 Biz top oynamayı üstü reklamlı formalarla değil her gün terletilen ve her gün yıkanıp ertesi güne hazır edilen beyaz atletlerimizle öğrendik. Biraz da tekme tokat öğrendik:

 Bizim zamanın çocukları yani bizler gibi amatör halı saha topçusu kalmayıp profesyonel olma yolunda gidenlerden, inanıyorum ki çok sağlam defans oyuncuları çıkacak. Bedri ağbinin Apti'den ve kardeşi Memet'ten topu alabilmek için çaktırmadan attığı o tekmeleri hatırlıyorum da...

 Biz top oynamayı "saygılı" öğrendik. At bakayım topu diyen ayağı kundurali işten gelmiş ağbilerimize sesimizi çıkarmazdık. Çünkü bilirdik; topu atmazsak ya patlatacak ya gelip zorla alacak, tek istediği bir kaç şut çekmek. Şimdi ben ne zaman top oynayan üç beş velet küçük çocuğa at bakayım topu abicim desem istisnasız hepsi bir ağızdan siktiri çeker olmuş. Biz futbolu "ahlaklı" öğrenmiştik. Hata yapan takım arkadaşına kızmazdık, kızsak bile anayı bacıyı karıştırma diyerek uyarırdık sövenleri.

 Yan mahallenin laz çocuklarından göğsümüze tekmeler yiyip arsanın ortasına bayılarak öğrendik biz top oynamayı, AMA KORKMAZDIK HAA! Ertesi gün yine gider diklenirdik: VAR MISINIZ ULAN BİR MAÇA DAHA!?

Anıl Güler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder